24 Mayıs 2012 Perşembe

Büyük Hayaller ∞

BÜYÜK HAYALLER... 
Abartmıyorum, aralıksız olarak her bölümünde ağladığım bir dizi. Beni çok etkileyen, böyle içimi cız ettiren bir çok sahnesi olan bir dizi. Bu diziyi izledikten sonra, tüm düşüncelerimi gözden geçirdim. Bir vesile miydi, aracı mıydı bilmiyorum ama bana çok şey kattı bu dizi. Hayatta bazen çok küçük sandığımız bazı şeyler, insanlar için o kadar büyük güzelliklere dönüşebiliyor ki. Şimdi, bu dizi hakkında düşüncelerimi anlatacağım. Yapacağım şey, tüm karakterlerin resimlerini koyup, özelliklerini anlatmak olmayacak. Bu dizi, oyuncuları ve olayları hakkında neler hissettiğimi, neler düşündüğümü anlatmaya çalışacağım. Becerebildiğim kadar işte. :) ~

Şüphesiz, dizinin en mükemmel karakteri Song Sam Dong idi.Hiç bir dizide, karakteri böylesine güzel oturtulmuş, karakterinin özelliklerine böylesine uygun bir oyuncu görmedim ben. Oyunculuğunun zaten mükemmel olması bir yana, sanki bu rol özellikle onun için yazılmış gibi. Bilmiyorum, belki ilk dizisini izleyişim olduğu için bana öyle geliyordur. Ama Sam Dong, bana çok cesaret verdi diyebilirim. Kendisi köyde yaşamış ve büyümüş birisi olmasına rağmen, kullanmayı bilmediği harika sesine rağmen kalkıp nerelerden geldi Kirin Sanat Okulu'na. İlk başlarda, çok gıcık bir rol oynayan Suzy (Hye Mi) için bütün hayatını baştan sonra değiştirecek bir karar verdi. Hye Mi onu kendisi ve babasının borçları için gelmeye ikna etmişti. Sam Dong Hye Mi'nin oyunlarına kanıp, iyi ki gelmiş Seoul'e.


(Kimi seçersin derseniz, duruma göre değişir diyemem.
 Sam Dong tabi ki. :P )
Bildiğimiz üzere, kendisi köylü, odasından çıkmayan ve çok 'kötü' şarkı söyleyen bir karakter idi. Hye Mi kendisi de okula girebilmek için onu Seoul'e getirmesi gerekiyordu ve başardı da nihayetinde. Diziyi tekrar anlatmak niyetinde değilim, sadece nereden giriş yapsam diye uğraşıyordum. Bir kere bu adamın cesaretine ve azmine hayranım. Sesi ilk başlarda kötüydü ve kullanmayı bilmiyordu. Ona rağmen, çok büyük bir cesaret  örneği gösterip geldi Kirin'e. Gerçi müdür onu nereden buldu, oğlu muydu neydi bilmiyorum ama iyi etmiş. :P Dizinin ilk başlarında, Jason şarkı söylerken, yanına gelip "Bana köylü demeyi bırakın. Bende iyiyim." gibisinden bir şey demişti. Mikrofonu kaptığı gibi, şarkıyı söylemişti ancak kokoş kikirik kızlar, Jason'u desteklemişti yine. Buradaki cesaret örneği harikaydı bence. Sanırım kimse rezil olma derdi ile yapmazdı bunu. Zaten bu Kore dizilerinde, sağ gösterip sol çakıyorlar. Kim derdi bu oğlana filinta gibi olacak diye. :P Hye Mi'nin ellerine sağlık. Adama benzetti çocuğu yani. :D


Sam Dong ile başlamışken, devam edelim. Sam Dong'un müzik hayatını etkileyen, kötü kızımız Baek Hee'nin saksısı olmuştu. Aslında bu saksıyı Hye Mi'nin kafasına atmak istemişti, zaten Sam Dong ona hızlıca koşup sarıldığında, atamadığını düşünmüştük ama olmadı. Kahraman Sam Dong, sevdiği kadını kurtarmıştı. Ben izlediğimde saksı boşa düştü sandım, Sam Dong bayılana kadar. Bu saksı, Sam Dong'un doğuştan gelen ve gizli yerlerde saklanan kulağı ile ilgili hastalığın tetiklenmesini sağlamıştı. Mükemmel bir tesadüf mü desem, senaristlerin Baek Hee'yi temize çıkarma çabaları mı desem bilemedim. Bence Sam Dong'un kulak çınlamalarına bu sebep oldu. Cadalozu masum yapmak için bilmem bir şey hastalığı uydurdular. Hıh. :P

"Kolye benim, sahne benim." felsefesi ile yürümüyor işler. Başlarda, gerçekten Baek Hee'nin şanslı olduğunu düşünmüştüm, gösteriye çıkan, sanat sınıfında olan oydu. Ama zaman gösterdi ki, şans getirdiğine inandıkları o kolyeyi de hissetmek ve kullanmak lazım. Hak etmeyen kişide, çok fena bir şekilde ters tepiyor. Baek Hee dizinin başlarında uzun ve örgülü saçlı, Hye Mi'nin peşinden ayrılmayan (Hye Mi'nin kuyruğu), gözlüklü bir yardımcıydı. Kirin seçmelerinde, müdür olayı cozutup Hye Mi'yi almayınca okula, bir haller oldu buna da. Ama haklı kız, birikti birikti patladı birden. (O sahnede Hye Mi'nin diz çöktüğünde "Burun deliklerinize bakmak için diz çöktüm." demesine çok gülmüştüm.) Sonra bu örgüsünü  hiç bozmadığı saçlarını gidip kesti. İyi ki de kesmiş, süt çocuğu gibi duruyordu önceden. Gözlükleri filan atınca, güzelliği çıktı ortaya. Ben sırf bu kıza özendiğim için, gidip upuzun saçlarımı dibinden kestiğimi biliyorum. Hala atlatamadım depresyonu, çok özlerim saçlarımı...

Bayan Shi Kyong (Sanırım böyle yazılıyor.) vardı birde. Çok idealist, katı biriydi bu kadın ilk başlarda. Pil Suk'un Jason'a dediği gibi, "Çok çalışmanın yetenekten daha önemli olduğu."nu görünce, prensipleri yerine duyguları ile hareket etmeye başladı. Burada, gösteride solo dansı yapabilmesi için, adını hatırlayamadığım kızı yenmesi gerektiğini söylüyordu. Ve Baek Hee, sanırım ilk kötülüğünü burada yapıyordu. Bir de Hye Mi ile tartışırken, bayılmış gibi yapmıştı. Bunun vukuatlarını saysam, blog dolacak sanrım. Kızın ayakkabısının içine, dans odasına saçtıkları raptiyelerden koyuyordu. Rakibi alt etmek için güzel bir yöntem. Fakat dedikleri gibi, sahne kendisini hak etmeyeni üzerinde tutmuyor, atıyor. Ayrıca bu kızın ruhunda var kötülük etmek ve Hye Mi'yi çekememek. Tüm suçu hocaya atıyor.


Bu sahneyi hatırlayan insanları çok şanslı buluyorum. Nasıl güzel düşünülmüş, dizinin amacına nasıl güzel oturtulmuş bir sahnedir o ya. Aslında müzik çalmayan kulaklıktan, insanların kötü ve iğneleyici sözlerinden kurtulmak için müzik dinliyor gibi yapmak. Çok hoşuma gitmişti bu sahne. Okula gidip gelirken, müzik dinlemek en büyük hobim. Yoksa o 15 dakikalık yol, o dik yokuş çekilmez bir hal alıyor benim için. Yürü yürü bitmiyor. Sanki okulla ev arasında değil de, buradan Kuzey Kutubu'na yürüyormuşum gibi hissediyorum. Müzik çok başka bir şey ya. Burada açıklayıp konuyu dağıtmaya gerek yok. İlham gelirse, başka yazıya inşAllah. Neyse, işte bu yöntemi bende denedim. İnanın canınız çok yanmıyor. Kötü sözleri yine duyuyorsunuz ancak, dışarıdaki insanlar bunu bilmiyor. Müzik dinlediğini sanıp, sizi çirkin sözleriyle üzemedikleri için kendileri üzülüyorlar. Gebersinler, duyuyorum ve aldırmıyorum hiç birinize. Bunu mutlaka deneyin. İnsanların duymadığınızı bildiklerinde söyledikleri sözler, sadece onları zehirliyor. Siz ise sadece güçlü olarak kalıyorsunuz.


Bu da esas kızımız olur işte. İlk başlarda, Suzy'den o kadar gıcık kapıyordum ki. Böyle nefret kusasım geliyordu onu görünce. İzledikçe, Hye Mi'yi (ve Suzy'i) çözme fırsatı buldukça sever oldum. Ben önceden anti olduğum, sevmediğim her şeyi şimdi çok seviyorum. Miss A'de sevmezdim, şimdi çok severim yani. Kendisi şarkıcılıkta olduğu kadar oyunculukta da çok başarılı. JYP'de çok cevherler var vallahi. Rain, sonra Suzy. İşte neyse, dizideki Winter Child'i çok sevmiştim Suzy'nin sesinden. Sonra Only Hope'u var. Allah için, her şeyi mükemmel Suzy'nin. Dizide bazen çok kızardım. Sanki iki oğlanı birden oynatıyor gibi gösteriyorlardı. Benim bile kafam karışıyordu öyle ki. En büyük aşklar, saksıyla başlar diyorum efendim. Yemişim Jin Guk'u. :P


Ve, ve, ve... PILSUK! IU, senin kadar mükemmel derecede tatlı bir Koreli görmedim ben! Dizide en tatlı hallerin, şişman zamanlarındı bence! ♥ Jason'a duyduğu aşk, çok masumdu. Şarkı söyleme konusuna girdin mi, çıkamam zaten. Sesi gerçekten olağan üstü. Çoğu cicili bicili kızlara hava basar sesiyle. IU kesinlikle çok çok iyi yerleri hak ediyor. Dizi de kiloları ve midesi ile başı dertteydi. Kiloları göz önüne almazsak, kendimi onunla benzetiyorum aslında. Bende çok severim yemek yemeyi. Ye, ye doymam bir türlü. Ruhum mu şişman nedir, ne bulursam yemek istiyorum böyle. Fakat çok zayıfım, ağzımla yiyip, beynimle spor yapıyorum ben. Pil Suk gibi yediklerimi kilo olarak tutmuyor şükür ki vücudum. :P Pil Suk'un aşkı için, en büyük sorununu yenmeyi göze alabilmesi çok güzel. 200 gün nasıl geçti bilmiyorum ancak sanırım o kadar çok kilo, verilir o kadar zamanda. 200 gün geldi geçti, kızı 3 kat küçültmüşler. :D 



Herkescikleri anlatmışım da, bir Jin Guk kalmış. Seviyorum işte onu da, çok ayrı bir şey hissetmiyorum yani. Şansına küsüversin o da, ne yapalım. Bu günlük enerjim ancak bu kadarına yetti. Bitirmeden onunla ilgili de bir şey diyivereyim. Go Hye Mi olmayınca, Go He Song olsun dedi, diziyi kızsız bitirmedi yine. Ne diyelim, Allah mesut etsin. :D

Gülmek, gırgır geçmek bir yana, gerçekten müzikal anlamda harika bir dizi. Hiç bir televizyon yapıtının, beni bu kadar etkilediğini hatırlamıyorum. Ve sanırım, bundan sonra da etkileyemez. Diyorum ya, insanın değerlendirmesi gereken, önemli dönüm noktaları vardır diye. Bu onlardan biri benim için. O noktayı dönmekte, durup öylece izlemek ya da geri gelmekte tamamen benim elimde.

Sakın, dönüm noktalarınızı aşmadan durmayın. Ucunda, döndüğünüz yerde sizleri nelerin beklediğini bilmiyor olabilirsiniz. Bilinmeyende her zaman arzu ve güzellik vardır. :)

Büyük Hayaller'iniz ve dönüm noktalarınız daima sizinle olsun. Mutlu ve her şeye rağmen umutlu kalın! ~ 















3 yorum:

  1. çok tatlı bir yazı olmuuuş ^^ ben de çok sevmiştim bu diziyi. özellikle de Pil Suk ve Jason'un o saf aşkları hoşuma gitmişti. hele de Pil Suk hastalanmıştı da Jason
    Japonya'dan koştura koştura Kore'ye gelmişti ya "Ayyy ne tatlı yaaaa" diye saf salak bir gülümseme vardı yüzümde:) ne yalan söyleyeyim özenmişitim onlara :)

    Aslında ilk yazının altına yazmak istiyordum bunu ama burayı görünce konu dağılmasın dedim:)
    ~ ^^HOŞGELDİN^^ ~

    YanıtlaSil
  2. Yorumun için çok teşekkürler. Kendimce bir şeyler yazmaya çalışıyorum işte. :) Hoşbuldum. :) ~~

    YanıtlaSil
  3. cidden dream high benim içinde dönüm noktasyıdı böyle harika bi dizi görmemiştimm yazınız çok güzel olmuş :)

    YanıtlaSil